Thursday, February 16, 2012

gevezelik etmek

biraz gevezelik yapayim, hafta boyunca aklimdan gecenleri kisa kisa paylasayim.

- caddebostan kültür merkezi'nde sabahattin ali sergisi var. 3 mart'a kadar bu sergiyi mutlaka gezmek istiyorum. 'bir fotograf cami' baslikli serginin, önceki sabahattin ali sergilerinden daha kapsamli olmasi beni iyice kiskirtiyor. sabahattin ali üzerine yayimlanan son calisma 'filiz hic üzülmesin'i hala okuyamamis olmak da beni huzursuz ediyor. simdi bunlari yazarken sabahattin ali'yi neden cok sevdigimi de maddeler halinde aklimdan geciriyorum ve tuhaftir aklima her seyden önce dönemin valisi lütfi kirdar'la bir gece beyoglu'nda taksim gazinosu'nda karsilasmalari geliyor. polisin, sabahattin ali'yi köse bucak aradigi zamanlar, onun elini kolunu sallaya sallaya, kimseye aldiris etmeden gezdigi zamanlardi. taksim gazinosu'nda, lütfi kirdar'in masasina gidip onunla rahatca konusmus, hatta elestirmis olmasi bana sabahattin ali'nin nasil güvenli bir kisilige sahip oldugunu, güvenle konustugunu hatirlatiyor.

- yky'den cikan adorno biyografisini okuyorum su sira. henüz 50-60 sayfa okudum ama iyi bir calisma oldugunu simdiden rahatlikla söyleyebilirim. detlev claussen, yahudi kimliğinin ve alman aristokrasisinin 19. yüzyil frankfurt'undaki degisimlerini, bir kentin dönüsümü esliginde anlatirken, adorno'yu ve alman edebiyatinin heinrich heine gibi önemli isimlerini böyle bir atmosfer icinde cok farkli bir bakis acisiyla görmemize imkan veriyor.

- nadir nadi'nin anilarina da tekrar tekrar geri dönüyorum. haftanin alintisini da ondan yapayim. 1940'li yillarin basinda paris'te, cahit sitki taranci ile birlikteyken nadir nadi'nin aklindan sunlar gecer: "aksamlari grand hotel'in genis ve kasvetli holünde cok kez kardesim dogan'la, arasira da sair cahit sitki'yla bulusuyor, gevezelik ediyorduk. dogan dinlenmek, cahit de ögrenmek amaciyla paris'teydiler. ne birinin dinlendigini, ne de ötekinin ögrendigini pek sanmiyorum. ögrendigini pek sanmiyorum derken, cahit sitki'yi kücümsemek gibi bir duyguya kapilmadigimi belirtmeliyim. galatasaray'dan arkadasim olan cahit, cok zeki, cok duygulu, biraz icine kapali, durmaksizin kendi kendini arastiran gercek bir sairdi. dis görünüsünü cirkin sanmasi onda birtakim kompleksler dogurmustu. oysa, ic zenginliginin yüzüne vuran isiklariyla biz onu hic de cirkin görmezdik. tadi rakiyi andirdigi icin cahit, paris'te hemen her aksam pernot iciyordu. kadehlerin biri konup biri kalktikca, istanbul özlemi icinde kivranan sevimli sair yeni tamamladigi misralari kekeleyerek okur, ya da mektuplastigi arkadaslarindan bize dumani tüten yurt haberleri getirirdi."

nadir nadi'nin bu sözleri, bütün bir hafta bana eslik etti diyebilirim. sokaklarda yürürken, 30'larin, 40'larin paris'ini düsünüyor, resat nuri'leri, cahit sitki'lari gözümün önüne getirmeye calisiyordum. sonra aklima 'midnight in paris' geldi de gecmis zaman hüznünü aldi götürdü benden. gülümsedim.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home

cool hit counter