Sunday, September 23, 2007

'emek, en yüce deger degildir' Karl Marx

ne zamandir is hayatina girmek istemeyen, calismak istemeyen insanlara devletin destek saglamasi, maasa baglamasi gerektigini soyler dururum. güc iliskilerinin ve köle - efendi diyalektiginin gecerli oldugu is hayatinin, bireyselligin olusumunda ve olgunlasmasinda önemli bir engel oldugunu düsünmemdir devlet güvencesini bekleyisimin öncelikli nedeni.

daha üniversite yillarinda calismaya baslayan, yaz aylarinda kostura kostura staj ayarlamaya calisan, bir de ben artik kendi parami kendim kazaniyorum diye gururlanip böbürlenen 'ögrencileri' hic anlayamadim. Is ortaminin insani kisirlastirirken hırslandirip hircinlastirdigi rekabet düzeninde yer almaktansa yasamin farkli alanlarini kesfetmeye calisarak bir yasam bütünlügü saglamayi tercih ettim her zaman. ( sanirim bunun icin en elverisli zaman ögrencilik yillaridir )

insana ' yasamak icin para kazanmaliyim ' cümlesini kurdurtan ve insanlari olabilecek en rezil is ortamlarinda ve sartlarinda dahi caresizlikten calismaya mecbur eden bir toplumsal ve iktisadi sisteme de hep isyan ettim. Iste bu nedenle yine devletin calisamayan, issiz insanlara destek olmasi, onlari ayaklarinin üzerine kaldiracak bir maasi tahsis etmesi gerektigine inandim.

Benim butun bu dusuncelerim cok daha ayrintili bir sekilde ayse bugra ve caglar keyder tarafindan formule edilmis durumda su anda. sosyal politikalar uzerine calisan bu iki hocanin radikal kitap ekindeki soylesilerinden bazi bolumleri alintilamak isterim.

soyle diyor caglar keyder :" önce insanlarin kendilerini meta olarak algilamasinin, yani emek dolayisiyla yasiyorum ancak calisirsam yasarim düsüncesinin asilmasi gerek." ayse bugra devam ediyor : " ortodoks iktisat, standart iktisat insana isgücü olarak bakabilir. insan emektir diyoruz mesela, neden emektir? insan, insandir. (...) sol cok fazla emek merkezli dusunuyor, kapitalizmin degerler merkezinde emegin temel deger olduguna dair sarsilmaz bir yer vardir. marx bunu hep elestirmistir, insanlara marx okutmak lazim. bu duyarliligi asilamak lazim türk soluna."

ayse bugra ve caglar keyderin önerisi, her vatandasa ister zengin ister fakir olsun devlet tarafindan bir vatandaslik hakki olarak temel bir gelir saglanmasi. uygulanabilir mi uygulanamaz mi bilemem ama sosyal adaleti ve bireyselligi guclenlendirecek bu gibi önerilerin sahiplenilmesi gerektigini dusunuyorum.

son olarak, bugra ve keyder'in emek konusunda soylediklerine bir katki olmasi adina oscar wilde'in sozleriyle bitireyim.

"el emeginde ille de onurlu bir yan yoktur ve el emegi buyuk ölcüde insani alcaltan bir seydir. insanin haz almadigi bir seyi yapmasi zihnen ve ahlaken incinmesi demektir ve calisma dedigimiz seyin bircok bicimi haz vermekten oldukca uzak etkinliklerdir, bu boylece bilinmelidir."

8 Comments:

Blogger Elsa said...

tezleri de devlet baba yapsın

11:30 AM  
Anonymous zeynep said...

emeğini satan insanların aldığı ücretin komikliği düşünülürse böyle hayaller kurmanın insanı yıpratmaktan başka birşeye yaramayacağını anlamış bulunmaktayım. yoksa haklısın çalışarak kazandığım benim kendi seçimimle yaşam standardımı arttırmak için hayatıma eklediğim bir unsur olmalı, her halukarda temel ihtiyaçlarımı vatandaşı olduğum devlet bana sağlamalı. ben istersem ve tahammül edebileceğime inanırsam veya gerçekten zevk alırsam çalışmalıyım. e peki herkes böyle düşünse, toplum düzeninin ne hale gelebileceğini düşündün mü? çalışan insanların eksiklikleri hepimizi mutsuz da edebilir. çünkü eminim asgari ücrete alışkın halk işsizlik maaşıyla da rahatça geçinebilir ki bu da birçok alanda hizmet eksikliğine yol açar. sonuç toplu bir memnuniyetsizlik de olabilir. olmayadabilir...

12:22 PM  
Blogger Melmoth said...

elsa, kesinlikle dusunulmesi gereken bir öneri :)

zeynep, hakli olarak sordugun kimse calismak istemezse ne olacak sorusunun cevabini, her vatandasa temel gelir önerisini getirenlerden ayse bugra soyle veriyor:" insanlarin calismakla calismamak arasinda yapacaklari tercihi etkilemeyecek, asgari ücretin ücte birini gecmeyecek bir miktar öneriyoruz."

bence bundan daha önemlisi insanlarin birer isgücü olarak gorulmedigi, toplumun ve yakin cevrenin ' haydi artik calismaya basla ' baskisini kurmadigi bir toplumda yasamak.

1:33 AM  
Anonymous zeynep said...

asgari ücretin üçte biri herkesin çalışmaya devam etmesini sağlar ve insanların iş gücü olarak görülmesini engellemez bence. hiç para vermemesinden farklı olacağını sanmıyorum bunun. burada söz konusu olan para 165 YTL! tabi bu formül, yol, su, elektrik, eğitim ve sağlığın devlet tarafından karşılandığı bir sistemde uygulanabilir. o zaman mümkün... yani tek bir çözümü yok bunun. sistemi tamamen değiştirmeden hiçbir sonuca ulaşılmaz.

9:43 AM  
Blogger Melmoth said...

hic para vermemesiden suphesiz ki farkli olacaktir.

temel gelir, zaten kapsamli sosyal politika önerilerinin bir parcasi sadece.

3:35 PM  
Blogger senaaaaa said...

çok kıt bir yorum olacak ama, böyle bir ortamı hiç bir devlet sağlamaz, halkın bir kısmının fakir olması herkesin işine gelir, daha fazla para için deliler gibi çalışan mutsuz insanlar kümesi de.. kapitalist sistemden kimse dönmez, dönemez, çalışmayan insan maazallah düşünmeye başlar, yeni yorumlar getirir, hayata farklı bir açıyla bakar, öneriler sunar, var olanı beğenmez,şikayet de eder, devrim de yapar... bu böyle gider.. yazdıklarını okumak çok tatlı geldi ama gerçekler acıdır baklava tatlıdır öyleyse baklava gerçek değildir diyerek yazdıklarıma son veriyor ve benden tiksindiğini görür gibi oluyorum..

10:17 PM  
Blogger Melmoth said...

biz her seye ragmen günde 4 saatten fazla kimsenin calismak zorunda olmadigi bir toplumu hayal etmeye devam edelim bence.

3:23 AM  
Anonymous Anonymous said...

dünyada son yüzyılda etkili olan gerek kapitalist gerekse de markisist düşün üretime dayanır. üretim merkezdedir. insan değil. bırak yaşamak için çalışmak düşüncesini maddi bir kazanım olmasa bile kişi herhangi bir tür üretime koşullanmıştır günümüzde. boş vakitlerinde bile kişi üretmelidir. üretime dahil olmayanlar sistem dışına itilmiştir ve deli,serseri gibi ötekileştirilmişlerdir. belki de üretimin zincirine dahil olmamanın sistem tarafından kabul edilen yegane müesesesi öğrenciliktir. ona da bilgisini yakında üretime dönüştürmesi inancı ile taviz verilir. üretim kuşkusuz gelişmemizi sağlamamız için gerekli bir eylemdir.zira günümüz toplumlarının çöküşüne neden olabileceği söylenen durum da toplumların artık üretime değil tüketime dayanmasıdır. işte buradaki ayrım bir şekliyle iş gücünün sömürüsü hala devam ederken bu sömürünün dayandığı reel bir üretim bulunmamaktadır. zaten artık ne kapitalist ne de marksist bir sistem var olmaktadır. bu ikisinin verilerini kullanıyormuş gibi yapan, yani avrupanın sosyal devlet anlayışı,kapitalist iktisat kavramları,ortaya karışık bir liberalizm. dünya daha doğrusu insan her zaman çelişkileri ile var olacak. orta nokta hiç olmayacak.ideal veya ideale yakın tanımları ütopya olacak,yani gerçekte varolamyan.ilginç bir yazı okumuştum. rus sporcular eskiden parasızlıktan spor yapamadıklarından söz ediyorlarken artık kapitalizmin gelmesi ile vakitsizlikten spor yapamadıklarını dile getiriyorlardı. terazinin ayarı yok. sanırım ekonominin meşhur üçgeni bir şekilde hiç bir zaman eşkenar üçgen olamıyor;zaman,kalite,maliyet. Moliere'in ünlü lafı "yemek için mi yaşamalı, yoksa yaşamak için mi yemeli?" gibi cevabı zor bir soru. bence çözümü olmayan bir soru. işte yaşadığımız dönemde terazi ne tarafa sallanırsa orada olacağız.

11:19 PM  

Post a Comment

<< Home

cool hit counter